Visit Blog

Explore Tumblr blogs with no restrictions, modern design and the best experience.

Fun Fact

There are 44.6 Billion blog posts on Tumblr.

Trending Blogs
#Cennet
image

“ Varsın hepsi zorlasın cennetin kapılarını, diye düşündüm. Ben kovulduğum yere dönmem. Asla! O kadar yüzsüz değilim. O kadar da değil! Artık değil…”

Daha / Hakan GUNDAY

1 notes · See All

Kocaman ve Kucak Dolusu Günaydınlar Hepinize 👐🌸☺️👩🏼‍🌾
Şimdilik bu masa boş olabilir, belki bizim yerimize kuşlar keyfini çıkarabilir ama bizim de sıramız gelecek elbet değil mi?🌿🏖
☘️ Bu güzel sabah Akyarlar ~ Bodrum’dan… Peki Akyarlar deyince aklınıza ilk ne geliyor?
.
🎥 @frht.idog
#muğla #tatil #deniz #doğa #manzara #sun #huzur #cennet #summer ##akyarlar #bodrum #kahvaltıkeyfi #kucukoteller #butikotel #butikoteller #instagood #instaphoto #instadaily #instalike #instapic #instagram #picoftheday #photooftheday #photo #nature #holiday (Bodrum - Akyarlar)
https://www.instagram.com/p/B-OgWGXAZxd/?igshid=13xg1rs92nz0b

0 notes · See All
image

Sonsuza bir başlangıç yapmak.

Halbuki çözüm; bu tekrar eden hep ‘aynı sonlu’ başlangıçlar’ dan vazgeçip, çıkış hedefli doğru bir istikamet edinip, artık ‘sonsuza bir başlangıç’ yapmaktadır. Bu kimileri için namaz kılmaya, kimileri için Kur’an okumaya başlamaktır mesela..

-Bu yeryüzünden milyarlarca insan geldi geçti ve çoğu hep aynı şey yaptı. Ben artık farklı ve yeni bir şeyler yaptım!…diyebilmeli. Mesela;

-Bugün namaza veya Kur'an okumaya başladım… Artık hayatın anlamına dair kendime, günde/haftada şu kadar bir zaman ayırdım. Artık hayatımı düşünerek yaşamaya başladım ve sınırlı olan bu yerdeki kısır döngülerden çıkmaya dönük bir adım attım. Bu; sonsuza adım atmak gibi, sonsuza yönelik bir başlangıç yapmak gibi. Çok az insan hayatı bütün iç döngüleri ile tüketip, böylesi bir kuş bakışı ile bakıp artık yarına dair beklentisini, sonsuzlara uzatabiliyor. Yani yarın sabah uyandığında;

-Güne namazla başlayacağım ve geleceğe dair düşüncelerim ve hayallerimin içerisinde, ufukta sonsuzluk, yani Ahiret beklentisi parlamaya başlayacak. Ama bunun öncesi günlerde; bugüne dek hep başka şeyler koydum hedeflerime. Birini tükettikçe diğerini, diğerini tükettikçe bir başkasını derken; yerine hep daha yenilerini koydum ve artık, bundan çok yoruldum!..

-Ben artık sonsuza bir başlangıç yapmak istiyorum.. Ayrılıkların olmadığı… Mutlulukların kalıcı olduğu…Hastalıkların ve ölümün olmadığı, insanları ayırmadığı Ahiret için yaşamak…

-Hayatın; günbegün insanı tüketmediği, yaşlandırmadığı, ihtiyarlatıp tüketmediği…

-Zevklerin yorgunlukla ya da yılgınlıkla sınırlanmadığı…

-Sonsuz beklentilerimin karşılandığı; tâ atam Adem'in Cennet’ten kovulduğu günden beri arzusu ve hayaliyle yaşadığım.

-İnsanların çoğunun karşılığını dünyada aradığı ama bunu dünyada karşılanamayacağını fark ettiğimden beri, sonsuza attığım bir adım olarak hidâyete yöneldim.

0 notes · See All

sıkıntılı günleri beklemeye gerek yok. Mükemmel şimdide bütün adımlarınıza özen gösterin her AN güzel OL’sun.
Erdempara kazanmak için adım atmak değil, zaten erdemli olduğunuz için kendiliğinden gelen erdemparayı kabul etmeye mecbur olmak! Bence amacımız bu 😉❤️❤️❤️

#zasge #kolayaizinliyim #erdem #evrenselhediyeler #hediye #hediyelik #erdemli #olmak #ol #cennet #cehennem #cennetcehennem (Tekirdag)
https://www.instagram.com/p/B-HBHtOgiI7/?igshid=fvcb2xi05zw6

0 notes · See All
ehadddText
image
image

Bugünün hürmetine dua edin. Kendiniz için aileniz,sevdikleriniz,zulüm altında olan müslüman kardeşlerimiz,hasta olan müslüman kardeşlerimiz için. Ülkemizin başındaki bu imtihan için dua edin.

Peygamberimiz Hz.

Muhammed (s.a.v). şöyle buyurdu:

“Dua, müminin silahı, dinin direği, göklerin ve yerin nurudur." 

Hadi!! Bugün herkes silahlarına sımsıkı sarılsın.

Miraç Kandiliniz Mübarek Olâ💕📚

17 notes · See All

Pekin+25: Cinsiyet Eşitliği Maskesi Düştü mü? - Kampanyası Lansman Videosu - “Beijing+25: Has the Mask of Gender Equality Fallen?”


#GenderEqualityUnmasked

‎سقط_قناع_المساواة#

#CinsiyetEşitliğiMaskesiDüştü

‎#أقيموا_الخلافة

#ReturnTheKhilafah

#YenidenHilafet

#BongkarKedokKesetaraanGender

0 notes · See All

Kızlar yine fena değil. Elhamdülillah. Fakat erkek yeğenlerimin tamamı yarım mideli. Hatta çoğu zaman beslenmeleri için zorlanmaları gerekiyor. Yani annelerinin şevkinin bittiği yerde babalarının cebri başlıyor. Yapacak birşey yok. Aile olmak biraz böyle. Geçenlerde Hamza Enes olanı beni birşeyler atıştırırken gördü. İzledi. İzledi. İzledi. Sonra şöyle buyurdu: “Amca, öyle iştahlı yiyorsun ki, benim bile yiyesim geliyor!” Öhöm! Ancak beyzademi tanıyanların takdir edeceği üzere büyük bir iltifattır bu. Evet. Tıpkı bir kaplumbağanın tavşana bakıp “Öyle güzel koşuyorsun ki benim de koşasım geliyor!” demesi gibi birşeydir. Ne yalan söyleyeyim muhterem kârilerim. Uzun zamandan beri böyle gururlanmamıştım. (En azından göbeğim çıktığından beri.) ‘Maşaallah’ çektim kendime. Fazla varsa sizden de alırım bir dal. Sigara değil canım. Maşaallah.

Allah hepimize sağlık versin. Huzur versin. İman versin. Âmin. İştah bunların derkenarı. Tek başına varolabilen birşey değildir o. Asgarî bir mutluluk düzeyi de ister. İlla zengin olmak bağlamında söylemiyorum. İnsan kuru ekmeği bile iştahla yiyebilir. Ondan yağlı köfteden fazla lezzet alabilir. Ramazan'da yaşıyoruz. Bir bardak suyu bile nasıl özlüyoruz. Asıl önemli olan kafa-beden-gönül sağlığıdır. Bu üçünün sağlığı yerinde olursa insan taşı sıksa bile mutluluk çıkarır.

'Mutluluk’ dedim de aklıma geldi. Yeğenimle diyaloğumuzun devamı da var. İlgili olduğunu görünce, fırsat bu fırsat, tabağın kromunu kazır kertede bir gayretle dibindekileri süpürmemin hikmetini şöyle açıkladım: “Allah mutlu olsun istiyorum!” Aslında 'mutluluk’ ifadesi Cenab-ı Hak için kullanılmaya çok uygun değil. Belki Bediüzzaman'ın şuunat bahsinde dediği gibi 'memnuniyet-i münezzehe’ diye tabir etmeli. Yani kusurlardan tenzih etmeli. Yahut da en genel şekliyle “Allah razı olsun istiyorum!” denmeliydi. Fakat mutluluk kelimesini kullanarak yeğenimin dikkatini çekmeye çalıştım. Başarılı da oldum zannederim. Zira muhabbetimiz şöyle devam etti:

“Sen böyle yeyince Allah mutlu mu oluyor?”

“Elbette. Şöyle düşün: Okuldan eve geliyorsun. 'Açım!’ diyorsun. Annen de sevdiğin yemeklerden yapıyor. Sen de iştahla yiyorsun. (Aynı benim yaptığım gibi.) Annen mutlu olmaz mı? Bir de aksini düşün: Annen özene bezene nice yemekler yapmış. Sen de şöyle bir bakıp hemen sofradan kalkıyorsun. Veya kenarından azıcık kaşıklayıp yüzünü asıyorsun. Veyahut da tabağın birazını yiyerek gerisini bırakıyorsun. Bunlar anneni mutsuz etmez mi?”

“Eder tabii.”

“Hatta yemeği beğenip yesen bile 'Eline sağlık!’ demediğinde bu anneni üzebilir. İşte biz bu yüzden yemeğin dibini sünnetlemeyi ibadet sayıyoruz. 'Bismillah’ diyerek başlıyoruz. 'Elhamdülillah’ diyerek kalkıyoruz. Başlarken de Ondan geldiğini hatırlıyor/hatırlatıyoruz, biterken de Ondan geldiğini anımsıyor/anımsatıyoruz. Böylece teşekkür etmiş oluyoruz.”

Yeğenimle diyaloğumuz bu şekil. Fakat sonra düşündüm: Aslında tebessüm etmenin bile böylesi bir yanı var. Yani yaşarken mütebessim olmak, eğer niyet Allah'ın rızası olursa, gündelik hayatı ibadete çevirebilir. Zira bu da bir memnuniyet ifadesidir. Her an söylenen “Eline sağlık!” cümlesi gibidir. Sadece başkalarına değil kendisine de bir bağışta bulunur insan böylece. Bir sadaka verir. Hem içine bir pozitif enerji yayar hem de dışına. Memnuniyet paylaşıldıkça çoğalır.

Çocuklarımıza teşekkür etmeyi ahlak olarak aşılamak istiyoruz. Kendileri için yapılmış fedakârlıklara teşekkür etmelerini öğretmeye gayret ediyoruz. Bu öğretiş teşekküre muhtaç olduğumuz için değildir. Bir anne çocuğu teşekkür etmese de annelik eder. Fakat şunu da bilir: İnsaniyete yakışır kemale sahip olmak teşekkürle ilgilidir. Teşekkürü bilmeyen insan yarım kalır. Sevilmez. Tıpkı özür nedir bilmeyenlerin sevilmeyişi gibi. Yani 'tevbe’ nasıl fıtrîdir. Yaratılışımızda vardır. Bizi tamamlar. 'Teşekkür’ de öyledir. Onsuz da eksik kalırız. Yara alırız. Belki biraz da bu yüzden Aleyhissalatuvesselam buyurur: “İnsanlara teşekkür etmeyen Allah'a da şükretmez.”

'Teşekkür’ diyoruz ama belki teşekkür sadece bir tezahür. Yahut da tezahürlerden birisi. Asıl gerisinde bir memnuniyet, bir farkediş, bir takdir, belki de bir minnet hissi yatıyor. Yani teşekkür eden insan kendisine edilen iyiliğin farkına vardığını gösteriyor. Bu farkındalığın şiddetine göre ahlaktaki karşılığı da değişiyor. Bazen minnet oluyor. Bazen hürmet oluyor. Bazen vefa duyuyor. Bazen aşka varıyor. Bazen de bu teşekkür bir ömür ruhunda asılı kalıyor. Ne zaman hatırına gelse "Ne güzel insandı!” deyu sevgisini yolluyor. Tıpkı babasıyla yaşayan bir oğul gibi.

Ve biz asla şöyle birşey demiyoruz: “Rahmetli, ne vefalı insandı, bir kere bile uğramadı!” Veya söylemiyoruz: “Ahmed, çok saygılı bir çocuktur, bir Allah'ın selamını dahi vermez.” Veyahut hiç ağzımızdan çıkmıyor: “Ona o kadar iyilik borçluyum ki hiç yardımına koşmam!” Bunlar belki ancak bir ironi olarak, ilk cümlede altı çizilenin aslında ne kadar hakikatsiz olduğunu ifade etmek için, dilimizden dökülebiliyor. Yani, eylemsizlikle sıfatlar ispat edilmiyor, ancak yanlışlanıyor.

Tam da bu noktada mürşidimin “Cenab-ı Hakkın bizim ibadetimize ne ihtiyacı var?” sorusuna verdiği cevap hatırımıza gelmeli işte: “Cenab-ı Hak, senin ibadetine, belki hiçbir şeye muhtaç değil. Fakat sen ibadete muhtaçsın. Mânen hastasın. (…) Acaba bir hasta, o hastalık hakkında şefkatli bir hekimin ona nâfi ilâçları içirmek hususunda ettiği ısrara mukabil, hekime dese: 'Senin ne ihtiyacın var, bana böyle ısrar ediyorsun?’ Ne kadar mânâsız olduğunu anlarsın.”

Bunun şu yüzden hatırımıza gelmesini istiyorum: Biz, yukarıda zikrettiğim şekilde, çocuğumuzun teşekkür etme yeteneğine/ihtiyacına sahip olmasını onun kemalinin bir parçası olarak takdir edebiliyoruz. (Bunu ateist ebeveynler bile takdir edebiliyor.) Fakat gelgelelim: İbadet etmenin insanda ne türden bir fonksiyon gördüğünü bir türlü göremiyoruz. Evet. İbadet de bir teşekkürdür. Ve her teşekkür gibi bir ihtiyaçtır. Fıtratımızın parçasıdır. Onsuz eksik kaldığımızdır. Yara aldığımızdır. İnsan nasıl 'teşekkür etme yeteneği’ gelişmezse odunlaşır. Ve çevresindekiler onun hamlığından, bencilliğinden, ilgisizliğinden, dikkatsizliğinden veya hissizliğinden sıkça dem vurmaya başlar. Aynen öyle de: İbadetsizlik de bu şekilde odunlaştırır. Varlığa karşı ilgisizleştirir. Farkında olunsun-olunmasın. Hamlaştırır. Bencilleştirir. Hissizleştirir.

Teşekkür etme ihtiyacı/yeteneği bizi nasıl etkileşimlerimize karşı duyarlı hale getiriyorsa ibadetler de aynı şekilde bizi şahitliklerimize karşı duyarlı hale getiriyor. Nankörlüğümüzü alıyor. Teşekkürsüzlük nasıl iyiliklerin önemsenmediğine bir ima içeriyorsa ibadetsizlik de böylesi bir ima içeriyor. Tabir-i caizse: “Siz teşekkür, takdir, tefekkür vs. etmeye değmezsiniz!” mesajı taşıyor. Dikkat edin: Eşler arasında 'değer görmeme’ tartışmaları en çok bu minvalde yaşanıyor. Marifetin iltifata tâbi oluşu kainatın her yerinde işleyen bir kanun gibi kulluğumuza çağrışımlar gönderiyor. Her yerdeki geçerliliğiyle buradaki geçerliliğini de hissettiyor. Belki biraz da bu yüzden Bediüzzaman diyor: “Mevcudatın kemalleri Sânie müteveccih yüzlerinde tesbih ve ibadetle tezahür eder. İbadeti terk eden mevcudatın ibadetini görmez ve göremez. Belki de inkâr eder.”

Şöyle toparlamaya çalışayım: Ahlak iliklere kadar işlemiş bir alışkanlıktır. Alışkanlıkların en şiddetlisidir. Duyarlılık da bu nedenle bir alışkanlık işidir. Alışkanlıklarsa ancak düzenli tâlimler sayesinde ayakta dururlar. Ruhumuzu duyarlılığa alıştırmak istiyorsak teşekküre de alıştırmalıyız. Kula bakan yönü teşekkürdür. Allah'a bakan yönü şükürdür. Başta namaz olmak üzere ibadetlerdir. Biz ibadet ederek Allah'a bir bağışta bulunmuyoruz. Hâşâ. Onun hiçbirşeye ihtiyacı yok. Bilakis: Kendimizi odunlaşmaktan korumaya çalışıyoruz. Duyarsızlaşmaktan korumaya çalışıyoruz. Kalp ölümünü engellemeye gayret ediyoruz. Çünkü biliyoruz: Odunun yeri ateştir. Yeşerenin yeri cennettir. Üzerimize yağan yağmura, bakan güneşe, ısıtan toprağa bir tebessüm etmemiz gerek. Yoksa “Bu cansızdır!” deyu cehenneme atarlar. Allah saklasın.

2 notes · See All
Next Page