Visit Blog
Explore Tumblr blogs with no restrictions, modern design and the best experience.
#kusmuk
yantekerlek · 3 years ago
Text
rengarenk kustu içinin gökkuşağını
35 notes · View notes
raconroll · 5 days ago
Text
dün gece. yani bir önceki günün dününde kendimden daha da ne kadar kaçabilirim diye düşünürken hiç olmadık bir evde buldum kendimi. sonra kendime yeminler vermiştim dumanlı bir düş daha görmeyeceğime dair. bunu hatırladım. sonra ya bu yemini dumanlı bir düşte verdiysem fikri girdi aklıma birden. kendimi ve tüm mevcudatı kandırarak yine senin dumanlı sanrılarına sarıldım. bazen kendimi kandırabiliyorum evet. ara ara da olsa senin mahşer atlısı ruhuna sokulmak için yaptığım bir kaç numaradan bir tanesi bu sadece. oysa senin bunlardan haberin yok. hiç olmadı. hiçbirinden. sonra kan akışımı kontrol edemedim bu gezegende. bu gezegende kan hiç olmadığı kadar yavaş akar çünkü. daha da yavaşlayınca kan başımda aşağı. başımdan. aşağı. başından beri bu çıldırış anı ve sanrımın ağrıması; karnımda spazmlara yol açtı. olan oldu ve dizlerimin üstünde çırpına durdum. halimi görmeliydiniz. o kasıntı ve krampı gerçekten görmeliydiniz. bu başımın döngüsü ve dünya yasalarından bağımsız hallerimi. damarlarımdan akan ve kemik iliklerimde gezen her bir pıhtıyı tek tek bertaraf etmemi… bu bir başkalaşım. tabii dünya bunu kaldıramadı. çünkü dünya başkalaşımları kaldıramaz. başkaldırışları da. ne diyorduk ? sonra başımı kaldırdım olduğum yerden. dünya yok. sen yoksun. sonra her yer dumanken hazır yine verdiği yine verdiği yine verdiği sözden cayan ben dumana koştu. yani alçalttım kendimi. size gözüken o. insan gördüğüne inanır bazen. bazen inanmalıdır da. insan tuzaklar kurar. tuzaklarını kurarken yutkunur. yutkunmalıdır da. zaman tanrıyı yaratır. tanrı zamanı. yaratmalıdır da.
seni.
benden ötede
bırakabilir.
bırakmalıdır da.
uçuyorum.
kusuyorum.
uçuyorum
daha da batabilmek için en derine.
en
derine
yoksun
inan.
🎶 Balmorhea - Remembrance
9 notes · View notes
yesilimsibirisi · a year ago
Text
Şu sosyal medyaya sadece kız düşürmek için giren tipler, iğrençsiniz...
17 notes · View notes
goodaman-blog · 7 years ago
Photo
Tumblr media
wtf?
84 notes · View notes
bira-kopugu · 3 years ago
Video
youtube
Her şey bir gün bitmeye yüz tutarmış. Kontrol dışı, zorunluluk gibi değil de keskinlik gibi. İnandığın değerlerin birer birer yıkılması mı sona yaklaştırır yoksa zaten son her zaman orada mıdır? Doğru cevap hangisi bilmiyorum. Cevap aramıyorum aslında. Cevaplardan ziyade verdiği hissiyat ve dinginlikle yoluma devam etmek, daha az maddelere bağımlı olup imkansız şeyleri benimsemek istiyorum. Değişemeyen şeyler. Salt. 25 yaşımda öğrendim.
Sanki flu görüntülerin berraklaşması; son bir parçanın da eklenmesiyle her şeyin anlam kazanması gibiydi; her şeyin bir gün bitmeye yüz tutacağını fark ettiğim an. Yüklediğimiz anlamlar, anlamların hissiyatı, hissiyatların yönlendirdiği hayatlar. Çığlıklar atmak isterken aynı zamanda ufuk çizgisini izlemek istiyorum.
Bakın, bu bir var oluş sancısı değildir. O kadar yoğun ki her şey; aralarında kayboluyorum düşüncelerin. Asırlar ve tarihteki tüm şarkılar boyunca yürüyebilirim. Bütün hepsini düşününce ne için çabalıyoruz peki? Umudun iki tarafının da keskin bir bıçak olduğunu her unuttuğumda tekrar hatırlıyorum ciğerlerime her saplanışında. “Beni öldürdüler, Wene hala”
Şaraba düşüp de umuda düşmeden yaşanmalıymış. Bir karahindiba gibi gökyüzünde salınırken, yaz yağmurunun topraktan çıkarttığı koku gibi olmalıymış insan. Gitse gidermiş de kedileri varmış sokaklarda. Lüks evlere, arabalara; son model telefonlara değil de; gökyüzüne, zifiri karanlıktaki en soluk yıldıza, asfaltın ortasındaki binlerce şeritten en gereksizine, yeşile, rüzgara, hayat kadınlarının göz yaşlarına, şarabın kırmızılığına, tüyleri diken diken eden şarkıdaki notalara aşık olurmuş. Kendini unutarak, hiçleşerek. Sevse çok severmiş aslında ama o bunları seçmiş; bunları sevmeyi.
İnsanlar unutur. Her şey zamanla git gide soluklaşır, hatıralarda kaybolur. Mecazen değil de gerçekten, -ölür-. Böyle olmasını istemeyiz ama olmaması için de bir şey yapmayız.
Bir insanla tanışmanın heyecanı. O an; onun senelerce beklediğin kişi olduğunu anlaman. Duyguların ve dokunma isteğinin içinde volkanlar patlatması. Onunla ilgili en ufak şeyleri unutmamak adına her an’ı hatıralarının en özel yerlerine saklamak, arada aklına getirip gözlerini sımsıkı bırakmak istemezcesine kapatmak. Saçını ayırdığı yer, sabah uyandığında gözlerinin şişliği, sesinin çatallığı, rüzgarda uçup da burnuna gelen kokusu, seni içinde hissettiği her an gözlerindeki mayhoşluk. Beraber geçirilen her anın özelliği. Monotonluk. Sevginin önüne geçen şeyler. Beraber olduğunuz zaman bütün dünyayı fethedecek gibi hissederken birden farklı yönlere kaçırılan gözler. Saygının yitirilmesi. Alışılmışlığın getirdiği rahatlık ve bu rahatlığın her şeyi baltalaması. Tahammülsüzlük. Bilirsin hayatında bir mihenk taşı olacaktır ama artık eskisi gibi hissetmiyorsundur. Güzel tezatlık.
Tüm bunların hissiyatından ziyade biraz felsefe tarafındayım. Kendimizi korumak adına; bizi hiç bir zaman bırakamayacak şeylere mi aşık olmalıyız? İnsanlara değil de soyut şeylere, yüklediğimiz anlamlara değil de keskinliğe. Her şey elbet sonlanacaksa şayet nasıl olacak peki? Her an’ı özel kılarak. Son anmış gibi yaşayarak. Ölüm gibi, unutmadan. Biteceğinin bilincinde olarak yaşayıp, bitene kadarki geçen sürede her an’ı dolu dolu yaşayarak. Bittiğinde ise gülümseyebilmek ve de bitmesine rağmen iyi ki diyebilmek önemli olan.
Kustum da geldim. Acınacak haldeyiz her birimiz, ölü balıklar gibi çırpınıyoruz. Ne acı, ne acı. Sürekli cevaplar arıyoruz, kendi içimizde bile.
5 notes · View notes
tenebrarumx-x-blog · 5 years ago
Text
Ediz Çağıran diye etrafta dolanan ergen yavruları, midemi bulandırıyorsunuz.
4 notes · View notes
yesilimsibirisi · 2 years ago
Text
Gerçekten insanların iki yüzlülüğünden kusasım geliyo. Lütfen, rica ediyorum, az ötede yaşayın bana da bulaşmayın. LÜTFEN!
11 notes · View notes
absolemm-m-blog · 3 years ago
Quote
demek yeni sevgilin var
eski sevgilin
5 notes · View notes
tanriningolgesi · 2 years ago
Text
sizi anlıyor fakat size hak vermiyorum. tüm bu çarpık kentleşmenin içinde çarpıttığınız gerçekler, kırdığınız gönül kemikleriyle döşenmiş evlerin mutluluğuyla, sahip olmadığınız şiirleriniz’le küflendiğinizden habersiz birbirinizin yanından öylece geçerken duygunun d harfini dahi kullanamadığım sizler. siz, sizi bir bütün yapacak şeyin yaşadığınız ev, kullandığınız araba olduğuna inandığınız sistemin bağlarıyla sürdürüyorsunuz hayatınızı. ipleri koparanların boynuna sarıyor, sarıyor, sarıyorsunuz zincirlerinizi zincirli boynunuz ile.  özgür olduğunuza inanıyorsunuz. özgürlüğünüz başka insanların zincirlerini kısaltmaktan ve bundan zevk almaktan ileriye gitmiyor. kalbinizin paslandığı gibi o zincir de bir gün paslanacak. yarattığınız bu kusmuk bir gün sizi de kusacak.
249 notes · View notes
baharalerjisi · 5 years ago
Text
PLC uğruna uykusuz geçen gecelerimden, ölüme yaklaştığım gündüzlerimden sonra otomasyonlu otopark bile görünce midem kalkıyor, asabım bozuluyor.
Yakında yeni bir Adanalı haberi olarak gazetelere düşebilirim. Bir Adanalı belediyenin tam otomasyonlu otoparkını yaktı. -.-
4 notes · View notes
maniklavanta · 6 years ago
Text
Bos yere çok üzülüyoruz. Çoğu şey boş yere. Tek kişilik koltuklar, desenleri farklı su bardakları, gece lambaları, renksiz nemlendiriciler, numarasız gözlükler, kül tabakları boş yere. Basmıyor kafam insanlar nasıl bu kadar öylesine. Ben inanmıyor ve bilmiyorum. Bu uzaklık çok köklü. Ya da bu yakınlık çok sıcak. Bu toparlanamayışlarımız hep bundan sebep. Hiç olmayan biri için masama sürekli bardak koymaktan yoruldum.
Çök yere. Çok fazla uyanık ve direnik takılıyoruz. Fazla biriktiriyoruz eskiyi. Uzun süredir, bana bir şeyler çağrıştırmayan bir şarkıya rastlamadım.
Çokisterimuyuşmak.
3 notes · View notes
nintendonewsblogger · a year ago
Text
BAYONETTA/OKAMI DEV IKUMI NAKAMURA ANNOUNCED AS KEYNOTE SPEAKER FOR GAMEROME INTERNATIONAL GAME DEVELOPERS EVENT
Tumblr media
Ikumi Nakamura is a Japanese video game industry professional with over 14 years of experience in the field of concept design and creation of worlds/universes, stories, environments and characters. Recent titles include Creative Director for GhostWire: Tokyo recently announced at E3, lead artist on Evil Within, concept designer for Bayonetta, and environment artist for Okami.
She is passionate about creating new IPs and bringing new imaginative worlds to life. She will talk about her special approach to delivering deeper and stronger core concept designs to spark positive spirals for game development.
About Gamerome:
Gamerome is the leading International Game Developers event in Italy. Running at its 4th edition on November 13-15 inside the 5 stunning Stars Hotel Radisson Blu, Gamerome connects businesses and creators thanks to its Conference, Developers Showcase, Matchmaking, Publisher’s Pitch, Awards and Networking opportunities.
Attending Gamerome offers delegates and media a lot of opportunities, such as meeting the hottest Publishers and investors thanks to Gamerome's Publisher's Pitch. Deals are made, and showcased games joined international competitions such as IndiePrize, Nordic Game Discovery Contest and Gamerome Awards.
Among the first confirmed attending Publishers: FGL, Indiegala, Intellivision Entertainment, Koch Media, Nutaku, Qubic Games, Raw Fury, Wired Productions, Remote Control Productions, SUPER, Slitherine, TAG (Those Awesome Guys) Tamalaki and VLG.
Gamerome’s Speakers roaster includes VIP and visionaries Professionals, such as Kate Edwards (former Executive Director CEO IGDA), Ian Livingstone (CBE, Chairman Sumo Digital), SWERY (CEO of White Owls Inc), Stefan Lampinen (Founder of Game Advisory Ltd), Andjela Kusmuk (Games Startup Business Development Manager for Amazon Web Services), Benoît Sokal (Game Director), AIAS Foundation, The Strong & President, Aida Foundation), Hans Ippisch (Intellivision Entertainment), Matt Hooper (Director of Development, Oculus), Maurizio Manzieri (Cover Artist and Italian teacher of Digital Illustration in Turin), Pawel Rohleder (Techland Chief Technology Officer), Valentina Tamer (King Game & Narrative Designer) Many more to be announced soon!
91 notes · View notes
yantekerlek · 2 days ago
Text
ütopyama gidek mi? şalgamından içek mi?
ütopyamda bıçaklar kesmiyor, ateş yanmıyor, köpekler ısırmıyor, kediler tırmalamıyor, dişler kesmiyor, ambalajlara yer çekimi karşıtı bir içerik ekleniyor kendisini meydana getirenin peşini bırakmıyor, uçarak sahibini takip ediyor, yere tükürülen tükürük yerden sekip tükürenin alnına şapp diye yapışıyor, birine hakaret eden aşağılayıcı sözler sarf edenler büyük bir mide bulantısıyla tam kusma anına kadar geliyorlar, bütün kusmuk o an mideye geri dönüyor, girdap oluşturup tekrar geri çıkıyor. boğarcasına bir tazyikle dışarı çıkıyor. tacize tecavüze yeltenenlerin beynine matkap girercesine bir ağrı giriyor, üreme sistemlerinde insanı içten yavaş yavaş yiyen minik sevimli kurtlar oluşuyor. şimdilik bu kadar. ütopyamda çalışma saatleri ve günleri henüz belli değil. biliyorsunuz ki bir ütopyanın en beklenen kısmı çalışma saatleridir. biliyorum çok beklediniz o kısmı. ama onu sonra şapacağım inşallah.
12 notes · View notes
siyahcivcivdeolur · 28 days ago
Text
Sevgili Dost için bir hikaye
Yosun ve iyot kokusunun şarkılarıyla raks eden ciğerlerim şimdi müziğe kulak verebilecek kadar yaşam gücünü bulundurmuyordu içinde. Sanki her soluk alış verişimde binlerce iğne ciğerlerimi kundaklıyor, içimde bir kan ve irin nehri akıyordu. Üşüyordum, her geçen saniye ateşim artıyor vücudum daha çok titriyordu. Beynim bana oyunlar oynuyordu; bazen yaşlı bir kadının saçlarımı okşayarak bana gülümsediğini görüyor, onun kim olduğunu çözmeye çalışırken görüntüsü bir sis bulutuna dönüşüp yok oluyordu. Bazense kafamın üstünde sivri dişli yaratıklar uçuyor, böyle zamanlarda gözlerimi sımsıkı kapayıp gitmelerini bekliyordum. Parmak uçlarımdan avuç içlerime doğru kara lekeler yayılmıştı. Ellerim çoçukluğumda ormandan topladığım siyah böğürtlenlerin suyuyla kararırdı fakat bu leke onlar gibi değildi. Ruhumu sanki benden yavaş yavaş çalıyor gibiydi. Korkuyordum ruhumda bedenim gibi kararır diye. Midem günlerdir kusma ve bulantının acısı içinde kıvranıyordu. En son başucumdaki sepette duran çeyrek somonu yemek istemiş sonucunda bir kusmuk göleti ve mide kramplarımla baş baş kalmıştım. Benim ve benimle birlikte geminin aşağısına terk edilen dört kişinin vücudunda oluşan tüm bu yıkımın adı Kara Vebaydı. Başlarda yalnız adını duymuştuk. Vebanın pençesine düşenler gün geçtikçe artmış en sonun da İtalya'daki limandan aldığımız kasalar içinde yuva edinen sıçanlardan, bize de bulaşmıştı. Sıçanlar görüldüğü yerde ezilip yakılmış, bizse sıçanlardan farklı olarak ölümün koynuna Tanrının bizi bırakması kararı ile geminin alt katına kapatılmıştık. Böylece hastalığın gemi içindeki mürettebata yayılmasını önlemişlerdi. Bazen keşke bizide sıçanlar gibi yok edip bu sancılı ölüm bekleyişinden kurtarsalardı diye düşünüyordum. Yaşamak için verdiğim tüm bu direniş ve uğraş boşa çıkacaktı biliyordum.
Ömrümün son günlerini küf ve rutubet kokan bu yerde tüketiyordum. Oysa daha yüzlerce pişmanlığım vardı telafi edemediğim.
Sonbaharda dalda sallanan bir yaprak gibi ölümün renkleri üstüme sinmiş son bir rüzgarı bekliyordum, mezarımın davetine icabet için. Yalnız bir fark vardı güz yaprağıyla aramda; rüzgarıma kavuşup daldan düşersem benim cesedimin bahsi şiirlerde geçmeyecekti. Belki de aciz bedenim gemi limana yanaşana kadar bile burda barınamayıp denize atılacaktı. Suda parçalanan cesedim yüzlerce balığın midesine pay edilip mavinin kuytu köşelerine dağılacaktı.
Yüksek ateşten giysilerim sırılsıklam olmuştu. Üzerime örtülen ince örtüye ne kadar sarılsamda üşüme ve titremelerim kesilmedi. Bedenimin mağlup olduğu bir savaşın içindeydim ve kalem düşmek üzereydi. Son gücümle Tanrıya dua edip İçimdeki savaşa son vererek beni huzura kavuşturması için yalvardım. Boynuma asılı minik tahtadan yapılma haçı avucumun içine aldım. Sussuzluktan çoraklaşan dilimden, kelimeler güçlükle çıkıyordu. Çoğunlukla acı inlemerim ve kesik kesik çıkan nefesimle kurtuluşumu diledim.
-Tanrım... ızdırabıma son ver....bana yardım et.... günahlarımı bağışla ve ruhumu cennetine kabul et.
Gözlerimi tavana dikmiş bekliyordum. Üst kattan mürettebatın ayak sesleri duyuluyordu. Kendi ayak seslerimi anımsadım. Zihnimin derin sularında yüzen hatıralardan biri kıyıya çıkıp yıllar sonra kendini bana tekrar gösterdi.
Güverteyi temizlediğim günlerden birinde ağların arasında yaralı bir serçe bulmuştum. Kanadının teki parçalanmış bütün tüyleri kanla kaplanmıştı. Denizde daha önce hiç serçe görmemiştim. Evvelsi gün yanaştığımız limanda can havliyle gemiye konmuş olmalıydı. Serçenin gözlerinde gördüğüm korku ve çaresizlik hissini şimdi daha iyi hatırlıyordum. Meğer farkında olmadan yaşamak isteği denen sarmaşık yüreğin en ücra köşelerine kadar kök salıyormuş. Bunu ölüm döşeğimde anlamış olmak dudaklarımda acı bir tebessümü doğurmuştu. O gün Serçeyi iyileştirmeyi başaramamış gözlerindeki o mahzun ifadeyle çırpınarak avuçlarımda ölmesine şahitlik etmiştim. Şimdi benimde bakışlarım serçeninki gibi hüzün mü taşıyordu sırtında? Başucumda annem olsaydı ona sormak isterdim bunu.
Sanki vücudum kar yağdıran bir buluta dönüşmüştü. Çok üşüyordum. Göğüs kafesime kilolarca ağırlık binmiş nefeslerim bir biri ardına kursağıma diziliyordu. Zamanı gelmişti gözlerimi kapadım serçeyi ve annemi düşünmeye devam ettim. Tek bir damla gözyaşı yanağımı arşınlayarak yastığa düştü. Ruhumun bedenimle olan son düğümlerini çözüp göğe yükselmesi için onu özgür bırakmıştım artık.
Ressam tuvale kondurduğu son darbeyle fırçayı boyaların yanına bıraktı. Hayal gücünün semasında dönen hikayeyi nihayet bitirmişti. Bu sabah fırçalarını temizlerken ellerine bulaşan siyah boya zihninin rahminde yeni bir ilhama döl tutmuştu. Vebalı bir hastanın ölüm yolculuğunu resmetme fikri şimdi karşısınaki şövalede etinden kemiğine kadar renklerle can bulmuş vaziyette duruyordu. Tuvali dikkatlice kaldırarak odanın tamamına yayılmış olan tabloların yanına bıraktı. Evinin salonunda renkler ve düşleriyle kurduğu bu dünya ona aitti. Saatlerdir çizim yapmaktan bedeni yorgun düşmüştü. Kendini duvarın dibindeki şilteye sırt üstü bıraktı. Sokak lambasının ışığı pencereden süzülerek içeriye düşüyordu. Dışarda rüzgar sedir ağacıyla dans ediyor, kozalakların oluşturduğu çıtırtı sesleri huzurlu bir ninni gibi geliyordu kulağa. Ertesi gün yeni bir tuvalde başka bir hikayeye can verecek olan ressam gözlerini kapayarak uykunun tatlı davetine teslim oldu.
8 notes · View notes