Tumgik
#Senle ilgili düşüncelerim ...
Text
1510
7 notes · View notes
seyyahe-iavare · 4 months
Text
Tumblr media Tumblr media
Kendi içime kendime döndüğüm günlerden geçiyorum Mus'ab... Psikoloğumu değiştirdim. O kadar şey anlattıktan sonra yeni biri ile aynı yolu bir daha yürümek zor gelmişti ama kendime bu iyiliği yapmak zorundaydım. Yüz yüze terapi çok daha başka bir huzur hissettiriyormuş birinin seni gerçekten anladığını hissetmek. Ya da kendimi kıymet veriliyor hissetmek... Aynı yaraları yeniden kanatıyorum aralarında iyileşenler var izlerini sıvazlıyorum ama en azından bu kez karşımdaki bana bir tepki veriyor. Beni anladığını hissediyorum. Bugün anneme çok takıldım arayıp neden diye sormak istiyorum gerçekten o insanlar bu kadar mı önemli senin hayatında mükemmel komşuluk mu gördük onlardan ki hâlâ görüşme ihtiyacı duyuyorsun... İstesen numarayı silersin istesen aramalara çıkmazsın diyorum. Sonra içimden başka bir ses elleme kadını olan olmuş geçen geçmiş biten bitmiş kimle konuşursa konuşsun diyor. Ama diyorum neden? Kızına, canının parçasına ömrünün travmasını yaşatan onu yıllarca bir belirsizlikle yaşamak, zorunda bırakan ve hayatının her zerresine etkisi olmuş bir kötülüğü yapan insan müsveddesinin ailesiyle neden görüşüyorsun? Neden zamanında çıkamadığın arkayı bugün çıkmıyorsun. Kimsenin hiçbir şeyden haberi olmasa dahi sen, ben bilmiyor muyuz ne olup bittiğini. Sen bilmiyor musun kalbimin orta yerinde senle ilgili açılan yarayı... Kırıldım ama dile getiremedim Mus'ab. Ben senin içinde böyle yaralara vesile olmayayım inşallah... Zeymep, zor zamanlardan geçiyor biraz halleştik bir zaman önce ona kendine benim için bir nergis almasını rica etmiştim bugün almış, ikimize de o İstanbul'da ben bu bozkırın ortasında... O kokusuyla ben fotoğrafıyla şifalanıyoruz Elhamdülillah... Yıllar oldu yüzyüze gelmeyeli ama zaman zaman birbirimizin kapısını tıklatıp sen bunu severdin Zeynep, sen de bununla mutlu olurdun Seyyahe demek iyi geliyor hamd olsun...Psikologum dün bu kitabı önerdi, ilk kez bu şehirdeki tek kitapçıya gittim dün bir miktar farkla oradan aldım kitapçı görmeyi kokusunu özlemişim. İstanbul'daki Ağaç'ı özlemişim .. İstanbul'u da özlemiş olabilirim ... Artık kendime ait bir çalışma odam var. İşimi bitirip 10 dkk bile olsa odaklanıp kitap okuyabildim bu da şükür sebebi değil mi gözümün nuru? Düşüncelerim çok birbirine geçmiş halde ama hiçbir doğum kolay olmaz kendini kendinden doğurman gerek artık Seyyahe. ..
İstanbul-Yozgat/8 Şubat 2024
25 notes · View notes
akif-sarier · 3 years
Photo
Tumblr media
Mevlana’nın Şems’e mektubu
Seni ne huzuru arayanlara, ne huzuru bulanlara, ne de huzurdan kaçanlara sordum. Güneşin sıcaklığını en iyi kim anlatabilir? Sıcaktan düşüp bayılan mı? Hayır, onun aşkı zayıftır. Güneşe yolculuk yapan mı? O da değil, gitse gitse nereye kadar gidebilir ki? Gölgeye sığınanlara ise güneşi hiç sormamalı. Aşk mabedim, Efendim, söyler misin, nedir bu çektiğim acıların manası? Bu ayrılığın esrarengizliği, yüreğime saldığın alevlerin lavlaşması içinse, yeterince erimedim mi ateş toplarında? Öyle yandım ki; Sen yandıkça, ben yanayım! Sen dondukça, ben de donayım!
Yine kehkeşânlara kaçarak mı özleteceksin kendini. Özlemlerim, boşluğa atılan kuru karanfiller gibi sere serpe dağılıyor harayellerin, acının koynunda İçime güneş doğmaz oldu artık sen gittin gideli. Göklere seninle buruç edecektim halbuki. Saçlarıma aklar düşmeye başlamış, sırf bu aşkın ceremesinden, serencame gökkubbeye niyaz edecek ve merhamet isteyecek kapılar dahi yüzüme kapanıyor. Sendedir bu boz bulanık sellere kapılan ömrümün mihrap ve minberi. Selâlar benim için okunuyor artık. Her seher vakti gözyaşım seccademde buğulanıyor, ama ne sesin geliyor uzaklardan, ne de nefesin.
Ezanlar okunur günbegün ve içli içli, ama alnımı, alnına değdirmedikçe huzura ermeyecek bir çağıldama örseliyor şakaklarımı. Alnımda sanki Dağıstanlı atlılar ve ellerim titriyor zaman zaman bu divaneliğin ağır tütsüsüne. Ve omuzlarım çökeliyor seni düşündükçe. Unutma, şaheserin olan ben, gün geçtikçe artık viraneye dönüyorum, ama sen halâ bana dönmüyorsun! Muradım; Rabbü’l Alemin; bu sevdanın kadrini ve kıymetini kimseye muhtaç etmesin.
Düşüncelerim, ipliği kopan tesbih taneleri gibi dağılıveriyor sensiz. Şimdi gözyaşlarımdan inci yapmak isterdim sana, keşke yanımda olsaydın. Kelimelerim şelâleleşiyor ne zaman sana dair bir şeyler yazmaya kalksam. Yanan alnım, müşfik avuçlarına ne kadar da muhtaç bilemezsin. Beni ne kadar ateşe versen de, hiçbir hatıramız küllenemez, bunu bilesin. Zümrüd-ü Anka gibi kendi külümden doğar ve katar katar Turnalar gibi kanat vurarak, yine revan olurum yollarına!
Gözlerimde bir mahmurluk, sensiz uykularımda arda kalan, sinemde yumru yumru yutkunamadığım bir sıkıntı, nefeslerim yetmez oluyor artık şu garip canıma. Ve gözlerimi tavana mıhlamış, bir tek seni düşünüyorum. Alnımda boncuk boncuk soğuk terler, sesinden gayri her ne var ise şu alemde, kulağım işitmez oldu artık. Göz kapaklarım tutulmuş, hayalin perdelenmesin diye, artık gözyaşlarımda hasretlik tuzu bile kalmadı acılarımı ılık ılık dindirecek!
Bir de üşümedir işliyor ruhuma apansız, kanım donuyor, sıcağın yok ki yanımda! O ayrılıktan kahroluyorum ve ardından sabah oluyor, yine bin bir eza ve cefa ile kahroluyorum işte! Biliyorsun, hünkârım sensin, sevgilim ve mabedim (sensin). Muradım; yedi göğün mevlâsı; bizi, bu kahırdan azat edesin!
Kelebekler senin yüzünün değdiği bahçelere yayıyor kanatlarını. Şu dar göğsümün kazasından çıkmaya çalışıyorum. Sonsuz genişliklerin sırrı iki dudağının arasında saklı. Bir kelâm söyle ne olur! Her hecenin tınısında duymak istiyorum. Rüzgarlar savursun beni, yağmurların hepsi alnıma düşsün, taşların hepsi göğsüme düşsün. Senin ayaklarını öpen kocaman bir dağ olayım. Çöller savrulsun, dağlar aradan çekilsin, yokuşlar ve inişler bitsin ki yürüğün yollara toz olayım.
Çöldeyim, susuzum,
Kuyularda Yusuf’um,
Sözlerin bana Züleyhâ,
Ateşlerde İbrahim’im,
Gözlerin bana derya,
Sancılar içinde Meryem’im,
Bakışın bana İsa,
Yaralar içinde Eyyub’um,
Hasretin bana şifa,
Ölüler içinde bir ölüyüm,
Ellerin bana musalla..
Ey kalbimizde olan nur gel, didinmelerimin ve arzumun sonu gel, hayatımızın senin elinde olduğunu biliyorsun, hayatı, kullarını sıkıntı yapma gel. Ey aşk, ey maşuk, engelleri aş ve inadı bırak da gel. Ey Hüdhüdlerin sahibi olan Süleyman, lütfedip de bizi aramak üzere gel. Ruhlar senin kaybolmandan ötürü inleyip feryat ediyorlar, miadını doldur da gel. Ayıplarını ört, iyilikleri saç, cömert olanların adeti de böyledir gel. Farsça ‘gel’ nasıl derler? ‘Biya’mı? Ya gel veya bizim davetimize hak ver de gel. Geleceğin zaman muradımız ne de açılır. Gelmeyeceğin zaman da muradımız ne kesat olur; gel. Ey Arabın Kürşadı! Ey İran’ın Kubad’ı! Kalbimi hatıranla fethedersin gel. İçim sana gel deyicidir. Ey varlığından olacak olan varlık, gel.
Gittin ya, kalsan ne güzel olurdu, gitmişin neye yarar? Sen gittin ama bak senle ilgili olan bir şey bende, sessizlik bende. Gittin, heyhat, pervane’ye döndü narin yüreğim sensizliğinde. Her yalnız aşık değildir, ama her yanmış aşkın kuyusunda yalnızdır. Ateşinden değil, ateşsizliğinden yanmışım. Ey aşkın sesi, nefesi gel bir an evvel. Dinsin artık kıyametin gürültüsü!
12 notes · View notes
aynurant · 4 years
Text
Hiç Bu Kadar Sevmemiştim Uzun Zamandır Kimseyi....
Ve Hiç Bu Kadar Cesur Değildim Yürekten...
Kimse İçin Savaşmamıştım Bu Kadar...
Ve Kimse İçin Gözyaşı Akıtmamıştım Gönülden...
Düşüncelerim Yağmurlu...
Esaretten Yorgun...
Ve Her Zaman Dertleştiğim Gözyaşlarım Daha Hırçın Vuruyorlar Kirpiklerime...
Sonra Sırdaşım Gözyaşlarım Durgunlaşıyor...
Bakıyorum...
Gözlerim Dalıyor Uçsuz Bucaksız Denize...
Bir Cevap Arıyorum...
Biz Neydik?
Veya Ne Yaşadık? Diye...
Sorularım Vardı Senin Söylediklerine Dair...
Ve Belki de Farketmeden Yaptıklarına...
Kızgınlığım Vardı Bu Kayıtsızlığına...
Cesaretsizliğine...
Boşvermişliğine...
Cevapsız Kalıyordu Yüreğimde Hepsi...
Ama Tek Bir Şeyin Yanıtı Vardı Kalbimde...
Vazgeçemediğim Sen ve Sana Dair Olan Anlamsız Sevgi...
Ne Zaman Vazgeçmeye Kalksam SendenYüreğim İnatla Direndi...
Aklımın Sesi Hükümsüz Kaldı...
Sana Olan Duygularım Çok Karışık...
Hislerimi Hiç Sorma...!
Ne Oluyor Bana Anlamıyorum...!
Nedir Bendeki Bu Karışıklığın Sebebi?
Sevgi mi?
Aşk mı?
Tutku mu?
Alışkanlık mı?
Yoksa Bir Hevesmi?
Anlamıyorum...!
Çözemiyorum...!
Bir Bilmece Gibisin İçimde...
Çözemediğim...
Çözmeye Çalıştıkça İçinden Çıkamadığım...
Aklım Karışıyor Seni Düşününce...
Aklımın Bir Tarafı Sev Diyor Bir Tarafı Sevme...
Hayaller Kuruyorum Senle İlgili, Hiç Gerçeğe Dönüşmeyecek Hayaller...
Kurduğum Hayaller Beni Çok Mutlu Ediyor...
Seni Düşünüyorum Bazen...
Senli Düşüncelere Dalıyorum...
Beni Alıp Götürüyor Düşlerim Hiç Bilmediğim Yerlere....
Anlatmak İsteyipte Anlatamadığım Sen...!
Kaçmak İsteyipte Kaçamadığım Sen...!
Duygularımı Hislerimi Ele Geçiren Sen...!
Söylesene Nesin Bende ki Sen?
Hiç mi Sevmedin Beni?
6 notes · View notes
xunforgivenx · 5 years
Text
mevlana'nın şems'e yazdığı üç mektup
1. Mektup;
seni ne huzuru arayanlara, ne huzuru bulanlara, ne de huzurdan kaçanlara sordum. güneşin sıcaklığını en iyi kim anlatabilir? sıcaktan düşüp bayılan mı? hayır, onun aşkı zayıftır. güneşe yolculuk yapan mı? o da değil, gitse gitse nereye kadar gidebilir ki? gölgeye sığınanlara ise güneşi hiç sormamalı. aşk mabedim, efendim, söyler misin, nedir bu çektiğim acıların manası? bu ayrılığın esrarengizliği, yüreğime saldığın alevlerin lavlaşması içinse, yeterince erimedim mi ateş toplarında? öyle yandım ki; sen yandıkça, ben yanayım! sen dondukça, ben de donayım! 
yine kehkeşânlara kaçarak mı özleteceksin kendini. özlemlerim, boşluğa atılan kuru karanfiller gibi sere serpe dağılıyor harayellerin, acının koynunda içime güneş doğmaz oldu artık sen gittin gideli. göklere seninle buruç edecektim halbuki. saçlarıma aklar düşmeye başlamış, sırf bu aşkın ceremesinden, serencame gökkubbeye niyaz edecek ve merhamet isteyecek kapılar dahi yüzüme kapanıyor. sendedir bu boz bulanık sellere kapılan ömrümün mihrap ve minberi. selâlar benim için okunuyor artık. her seher vakti gözyaşım seccademde buğulanıyor, ama ne sesin geliyor uzaklardan, ne de nefesin.
ezanlar okunur günbegün ve içli içli, ama alnımı, alnına değdirmedikçe huzura ermeyecek bir çağıldama örseliyor şakaklarımı. alnımda sanki dağıstanlı atlılar ve ellerim titriyor zaman zaman bu divaneliğin ağır tütsüsüne. ve omuzlarım çökeliyor seni düşündükçe. unutma, şaheserin olan ben, gün geçtikçe artık viraneye dönüyorum, ama sen halâ bana dönmüyorsun! muradım; rabbü’l alemin; bu sevdanın kadrini ve kıymetini kimseye muhtaç etmesin. 
düşüncelerim, ipliği kopan tesbih taneleri gibi dağılıveriyor sensiz. şimdi gözyaşlarımdan inci yapmak isterdim sana, keşke yanımda olsaydın. kelimelerim şelâleleşiyor ne zaman sana dair bir şeyler yazmaya kalksam. yanan alnım, müşfik avuçlarına ne kadar da muhtaç bilemezsin. beni ne kadar ateşe versen de, hiçbir hatıramız küllenemez, bunu bilesin. zümrüd-ü anka gibi kendi külümden doğar ve katar katar turnalar gibi kanat vurarak, yine revan olurum yollarına!
gözlerimde bir mahmurluk, sensiz uykularımda arda kalan, sinemde yumru yumru yutkunamadığım bir sıkıntı, nefeslerim yetmez oluyor artık şu garip canıma. ve gözlerimi tavana mıhlamış, bir tek seni düşünüyorum. alnımda boncuk boncuk soğuk terler, sesinden gayri her ne var ise şu alemde, kulağım işitmez oldu artık. göz kapaklarım tutulmuş, hayalin perdelenmesin diye, artık gözyaşlarımda hasretlik tuzu bile kalmadı acılarımı ılık ılık dindirecek!
bir de üşümedir işliyor ruhuma apansız, kanım donuyor, sıcağın yok ki yanımda! o ayrılıktan kahroluyorum ve ardından sabah oluyor, yine bin bir eza ve cefa ile kahroluyorum işte! biliyorsun, hünkârım sensin, sevgilim ve mabedim (sensin). muradım; yedi göğün mevlâsı; bizi, bu kahırdan azat edesin!
kelebekler senin yüzünün değdiği bahçelere yayıyor kanatlarını. şu dar göğsümün kazasından çıkmaya çalışıyorum. sonsuz genişliklerin sırrı iki dudağının arasında saklı. bir kelâm söyle ne olur! her hecenin tınısında duymak istiyorum. rüzgarlar savursun beni, yağmurların hepsi alnıma düşsün, taşların hepsi göğsüme düşsün. senin ayaklarını öpen kocaman bir dağ olayım. çöller savrulsun, dağlar aradan çekilsin, yokuşlar ve inişler bitsin ki yürüğün yollara toz olayım. 
çöldeyim, susuzum,
kuyularda yusuf’um,
sözlerin bana züleyhâ, 
ateşlerde ibrahim’im,
gözlerin bana derya,
sancılar içinde meryem’im, 
bakışın bana isa,
yaralar içinde eyyub’um, 
hasretin bana şifa, 
ölüler içinde bir ölüyüm, 
ellerin bana musalla..
ey kalbimizde olan nur gel, didinmelerimin ve arzumun sonu gel, hayatımızın senin elinde olduğunu biliyorsun, hayatı, kullarını sıkıntı yapma gel. ey aşk, ey maşuk, engelleri aş ve inadı bırak da gel. ey hüdhüdlerin sahibi olan süleyman, lütfedip de bizi aramak üzere gel. ruhlar senin kaybolmandan ötürü inleyip feryat ediyorlar, miadını doldur da gel. ayıplarını ört, iyilikleri saç, cömert olanların adeti de böyledir gel. farsça ‘gel’ nasıl derler? ‘biya’mı? ya gel veya bizim davetimize hak ver de gel. geleceğin zaman muradımız ne de açılır. gelmeyeceğin zaman da muradımız ne kesat olur; gel. ey arabın kürşadı! ey iran’ın kubad’ı! kalbimi hatıranla fethedersin gel. içim sana gel deyicidir. ey varlığından olacak olan varlık, gel.
gittin ya, kalsan ne güzel olurdu, gitmişin neye yarar? sen gittin ama bak senle ilgili olan bir şey bende, sessizlik bende. gittin, heyhat, pervane’ye döndü narin yüreğim sensizliğinde. her yalnız aşık değildir, ama her yanmış aşkın kuyusunda yalnızdır. ateşinden değil, ateşsizliğinden yanmışım. ey aşkın sesi, nefesi gel bir an evvel. dinsin artık kıyametin gürültüsü!
2. Mektup;
ey dünyanın zarifi! selam senin üzerine olsun. benim hastalığım ve sağlığım senin elindedir. kulun derdinin dermanı nedir, söyle. bu, eğer alırsam senin dudaklarından aldığım öpücüktür. eğer vücudumla senin hizmetine ulaşmazsam ruhum ve kalbim senin yanındadır. madem ki sözsüz hitap oluşmuyor, o halde dünya niçin “buyur”la doldu?
ah ah! gönlüm çilem, aşkım, kederim, acım, gönlüm! sustukça hoş geçimlim, dile geldikçe parlayan alevim. kopup saçılan gerdanlığında soylu nedimelerini savrulan incileri yere inen hüzünlerim. aramadan bulduğum yola koyulmuş göçüm. bir türlü kavuşamadığım, kavuşmaya doyamadığım. dışında olamadığım, içinden çıkamadığım. gecelerin hakimi, gözyaşlarımın pınarı efendim. tozunu yıkamaya erişemediğim, pasını silemediğim. karanlığım, güneş’im. gönlüm, aziz dostum! nerelerdesin, ya dön artık yurduna, ya da iki satır yaz bize. kim gücendirdi senin o nazende yüreğini, hangi kem söz, hangi sinsi nazar seni benden kopardı ey şems. varım yoğum sensin. sen de yoksan, ben bir hiç'im bilmez misin? kavline mestan olan mevlâna’ya ayrılığı hediye etme, etme şems.
duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun, etme!
başka bir yar, başka bir dosta meylediyorsun, etme!
sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı, 
hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun, etme!
çalma bizi bizden, gitme o ellere doğru,
çalınmış başkalarına nazar ediyorsun, etme!
ey ay, felek harab olmuş, alt üst olmuş senin için,
bizi öyle harab, öyle alt üst ediyorsun, etme!
ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi,
sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun, etme!
sen yüz çevirecek olsan, ay kapkara olur gamdan,
ayın da evini yıkmayı kastediyorsun, etme!
bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan,
gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun, etme!
aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer,
aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun, etme!
ey cennetin, cehennemin elinde olduğu kişi,
bize cenneti öyle cehennem ediyorsun, etme!
şekerliğinin içinde zehir, zarar vermez bize,
o zehiri o şekerle sen bir ediyorsun, etme!
bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle,
huzurumu bozuyorsun, sen mahvediyorsun, etme!
harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı,
ey hırsızlığa da değen, hırsızlık ediyorsun, etme!
isyan et ey arkadaşım, söz söyleyecek an değil,
aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun, etme!
senden önce kitaplarda arıyordum derinliği. kitaplardan utanıyorum. sen bütün kitaplardan daha derinsin, sana yazdığım mektuplardan utanıyorum, kendi kendini oku.
karanlıklardayım ve cinnetin sesi yüzümü kamçılıyor: bir baykuş kahkahası, bir kobra ıslığı. karanlıklardayım, zindanımı aydınlatan tek ışık cıvıltılarınızdı. yıldızım benim ve uzaklardasınız.
ey şems, sen kalbi bir gözyaşı kadar temiz ve bir çocuk bakışı kadar aydınlık bir insansın. çöldeki çakallar su içmiş. kaynağa ne? 
seninle öyle doluyum ki, kafatasım çatlayacaktı. damarlarımda akan kan, sendin. göğüs boşluğumdaki kalp senin kalbindi. damarlarım çatlayacak, göğsüm yarılacaktı. seni teneffüs ediyordum, hicran kanatları beni gökten yere indirdi. oysa seninle kanat çırpıyorduk.
sensiz her geceyi hummalı yaşadım, belki humma daha güzeldi. ne beklisi? ama uzviyet ne kadar dayanabilir ki bu gerginliğe? aşka teşekkür borçluyum. ben o hummanın içinde erimek istiyorum. o alevin içinde yanmak, kül olmak biricik muradım. kül olmak, ışık olmak, efsane olmak.
ben senim, sen de bensin. aynı kokuları, aynı heyecanları, aynı acıları yaşıyoruz. cennete araf’tan girilir. mecdelli meryem, isa’nın yaralı ayaklarını gözyaşlarıyla yıkadı ve saçlarıyla kuruladı. gelsen de yılların yorgunluğuna düçar, yolların dikenlerine bizar ayaklarını yıkayan olsam ey sertaçım.
ey şems’im! senin hasretin yanında selahaddin zerubumun gözyaşları, içimdeki ateşi bir nebze dahi söndüremiyor. illa sen. ancak sen. ah bir gelsen.
meccanen bir deli gibi yollara düşsem, yalvarsam, ağlasam, çatlasam göklerin sidresine namzet. sanemler devşirsem şahikalardan, sırf senin için uçurumlar yutsam, fasıl fasıl anlatsam yürek sancımı ve ağlasam. çatlarcasına ağlasam. gururum halvethane olmuş desem, hece yok desem. yollarında üryan olan gözlerimde çiseler umut umut dökülüyor desem. yine de gelmez misin şems’im!
bu sergüzeştin neresindeyim, bilemiyorum. kah kalkıyor, kah düşüyorum. ölü şiirlerle yatıyor ve üşüyorum. bilmiyorum acep var mıdır bu kör uykunun dibi.
ey şems, hangi söz gücendirdi nazende gönlünü. hangi kem göz incitti gece karası bakışlarını da ansızın çekip gittin bilinmez diyarlara. sen gittin ya bilmez misin bu dostun deli divane dolaşmakta. gel ey şems. sina’da bayılan musa aşkına, kudüs’te kan ağlayan isa hatrına, medine’de “ümmetim ümmetim” diye feryat eden muhammed muhtar nuru için gel şems. konya artık aşk kokmuyor şems. senin mevlânan
3. Mektup;
güller şems diye açmıyorsa, gülün kokusunu neyleyeyim, ayrılığı ağlatamayan gecenin karanlığını neyleyeyim. şems'siz sofranın balını böreğini neyleyeyim, beni kavurmayan acıyı neyleyeyim. gözümü yakmayan gözyaşını neyleyeyim, karanlığıma şems olamayan yari neyleyeyim. canını yoluma post eylemeyen dostu neyleyeyim, şems gibi bakmayan gözü neyleyeyim. yârenin yüreğine merhem olmayan sözü neyleyeyim, kır kalemimi ey felek! şems yoksa ne diye devran edersin alemde, zerrede alemi, alemde aşkı yaşamayan adem’i neyleyim.
sensizliğe alışmak, her türlü teselli sözü, bir ihanet geliyor kulağıma. ne tuhaf ki, dün seni bana kötüleyen diller, bugün sensizliğin efkârındaki mevlâna’yı teselli için dil döküyorlardı. her türlü teselli sözü bir ihanet geliyor kulağıma. parmaklarım alev alev yanıyor. kâğıt tutuşacak, mektup yanacak diye çekiniyorum. cehennemden betermiş, seni kazanmak için senden uzaklaşmak.
kırk senedir beklediğimdin, geç bulduğumdun, şimdi yoksun. daha kaç sene bekleyeceğim. çöldeki kumlar kadar susuzum, gelişin nisan yağmuru olsun. hani dergahımızın avlusuna bakırdan koskoca bir tas koymuştun. nisan yağmurları dolsun da orucumuzu bin bereketli yağmurla açalım diye. gönlümün nisan yağmurlarıyla ıslanan gülü açmayacak mısın halâ?
sözlerin kulaklarımda halâ taze, kelimeler yıldız yıldız, cümlelerin mehtapların en şahanesi. tebessümün geliyor gözümün önüne, vuslat gibi güzel bir sabah güneş gülüşlerin. biz birbiriyle genişleyen, kenetlenen ve sonsuzlaşan tek ruhuz.
gel şems, ayakların kudüm olsun, kolların rebap, soluğun ney olup vuslat müjdesini üfleyerek gel. nasıl bir pınarsın sen şems? içtikçe susadığım. nasıl bir ateşsin sen ey şems? yandıkça serinlediğim. sen görünüşte etten kemikten ibaret bir insan; ama bütün insanlığı kalbinde taşıyan.
senin yüzünü görmedikten sonra, varsayalım ki yüzlerce dünya görmüşüm, ne çıkar? güzelliğini kimlere sorayım senin, say ki herkese sormuşum, kim anlatacak? sana kavuşmadıktan sonra tut ki, cennette ebediyim, hurilerle eşim, devlet yar olmuş bana, ne çıkar bunlardan?
ayrılık bulutu senin ay yüzünü örttükten sonra, o bulut tut ki başıma inciler mücevherler yağdırmış, ne kârım olur bundan?
şu aşağılık büyücü karı olan dünya, madem ki yok olup gidecek bir gün, tahtını, bahtını, dünya hazinelerini bana bağışlamışlar kabul et, ne olur ki yani?
senin aşkın yüzünden bütün dünya beni kötülese pervam olmaz, say ki gerçek hakkında yüzlerce yalan söylenmiş, ne önemi olur bunların?
aşk suskunluğumdu benim, 
aşk yangınımdı benim, 
aşk vurgunumdu benim,
aşk yazımdı benim, 
aşk yasağımdı benim, 
aşk itirafımdı benim, 
aşk heyecanımdı benim! 
tek varlığım ve tek yokluğum, 
yaram ve merhemim,
kazanmadığım ama hep kaybettiğim. 
evet, buydu aşk! 
özledim, ey şems özledim, çık gel allah aşkına!
aşkın insanı büyüttüğünü, olgunlaştırdığını da öğrendim artık. bu yaşıma kadar kimse öğretmedi bana aşkın karşılıksız olduğunu. sadece gönülden sevenin bu acıyla kavrulacağını, sevilenin ise sevildiğini bilmeyeceğini.
şükürler olsun “sana” bana hayatta öğretilmeyenleri hissettirdin. hiç kimse için yapamayacaklarımı yaptım. pişman mıyım? hayır, hiç pişman olmadım ve aşkı sonsuzluğuma saklarken bile mutluyum. hayatımın son basamaklarında bana böyle bir aşkı yaşattın. seni sevmeme izin verdiğin için teşekkür ederim.
ek / anektod:
mevlana şems'i ararken, konya'da yalancılığıyla ün salmış bir adam, "şems'i bağdat'ta gördüm" der. bunun üzerine mevlana adama teşekkür eder ve hırkasını çıkarıp ona hediye eder. mevlana'nın yanındaki arkadaşı, adamın yalancı olduğunu bildiği halde, neden çıkartıp ona hırkasını verdiğini sorar. mevlana'nın cevabı ise; "yalanına hırkamı verdim, doğru söyleseydi canımı veriridim" der.
17 notes · View notes
sessiz--adam · 5 years
Text
Öyle masum ki düşüncelerim
Hayallerim umutlarım hep içimdeki senle ilgili
Karanlık gecede duvarlar üzerime gelirken
İçimdeki sana tutunuyorum sessizce
Varlığınla huzur bulduğum yüreğimde
Sen doluyorsun gecelerime...
Eyüp YILDIRIMTAŞ
11 notes · View notes
halimmmduman · 2 years
Note
Yazını 2 kere okudum. Öncelikle bu kadar uzun yazıp seninde kendi samimi düşüncelerine mi mutlu olsam, senle konuşmaktan keyif almaktan mı mutlu olsam bilemedim her türlü güzel bir ruhun var buna yemin edebilirim ama kanıtlamak için kahve yapmam gerek :)
Söylediklerinin çoğunda haklısın bazı dediğin kısımlarda evet yaptığım yapıyor olduğum özellikle değeri değeri kadar olan kısmı ilerliyor benim nezdimde. Ama kendimi sevemedim bir türlü kendimle yalnız kalmayı seviyorum orası ayrı ama bir türlü sevemedim kendimi. Eğlenebiliyorumda yalnızlık konusunda sıkıntım yok ama seninde özlediğin gibi bazı eski duyguları paylaşabilmeyi istiyor insan uzun zamandır bir kendimi sana anlattım ve bu benim için ilginç bir gelişme.
Tanışsak gidersin gitmezsin çok önemli değil çünkü bende bıraktığın izlenim ve düşüncelerin kalıcı olur. Karınca yiyenlerin höpür höpür karınca götürdüğü gibi bende gerçek samimi ve dürüst olan şeyleri zihnime ve ruhuma kaydediyorum
Nerde yaşıyorsun bilmiyorum ama olursa bir gün gerçekten tanışıp görüşürsek sana en sevdiğin kahveden ısmarlamak istiyorum. Hayatta sevdiğim nadir şeylerden biri kahve içmek ve içirmektir umarım seviyorsundur :)!
Öncelikle çok teşekkür ederiiim. İnsanın kendini sevmesi için kendini,hatalarını kabul etmesi gerek bence ve bazı şeyleri düzeltmek,törpülemek için bir şeyler yapması...Bu biraz uzuun ve detaylı bir mesele aslında, şu an pek açıklayamadım. Ama illaki kesinlikle kendinle barışıp kendini sevmelisin. Kendini sevmek,eğlenmek, bir kenara çekilmek değildir. Elbette insan duygularını paylaşmak istiyor, bazen bu anlatmak istediğimiz insanlardan uzak oluşumuzdan olmuyor bazen de anlatmak için doğru insan dediğimiz kişiler olmuyor etrafımızda. Ama kesinlikle içinde kalmasın biriyle konuş. Sana gelecek yılla ilgili güzel bir dileğim olsun; umarım içinizi birbirinize rahatça açabileceğin birini bulursun. Dediğim gibi bazen bi yabancıya anlatmak iyi gelir, bu güzel gelişmeye şahit olduğuma sevindim. Belki biraz biraz doğru insanlara da kendini açabilirsin çevrendeki. Düşüncelerim daha doğrusu yazdıklarım bir işe yaradıysa ne mutlu bana. Kahveye bayılırım, çok teşekkür ederim. Biraz buradan yeni tanıştığım ya da tam tanımadığım insanlarla yüzyüze buluşmakta temkinliyim ama kader belki bizi bilmeden bir gün yüz yüze karşılaştırır. Ayrıca kahve kadar seveceğin çok şey var aslında hayatta onları buuulmalısın. Kahve kadar olmasa bile ondan sonra diyelim 😂 Tekrardan teşekkür ederim ama 🥰
1 note · View note
youaremylavinia · 5 years
Text
Karıştım düşüncelerime
Kendim değil ama senle de değilim. Neler olduğunu bilmiyorum. Tek düşünebildiğim yanımda olsan ne olurdu.? Hayatımdaki her şey değişir miydi? Daha mı iyi olurdu mesela? Yoksa batırır mıydım her şeyi? Düşünmek çok yorucu beyim fakat beni yoran asıl nedir biliyor musunuz? Sizin umudunuzdaki belirsizliktir. Kaybolduğum sokaklardaki asılan yanlış tabelaları sizin evreniniz astı değil mi? Brni tanıyan ve beni bilen evreniniz...
Haklıydı herkes biliyorum fakat sende şeytan tüyü vardı veyahut onun gibi bir şey.
Anlamışsındır değil mi sen veya senin evrenin, seni heryerde aklıma getirdiğimi, karadelik gibi gözlerinizin içide kaybolduğumu, sizinle büyüdüğümü anlamışsınızdır değil mi?
Birde ne acıttı en çok içimi biliyor musun sana hiç seslenemediğim sevgilim, ben seni aklımdan çıkarmazken,sevgi,özlem,aşk ile ilgili her şeyde aklıma getirirken senin beni yok sayman ya da evreninin buna pek izin vermemesiyle öyle olduğunu varsayman...
0 notes